Bir Demet Hasret
• 12/8/2009 - Ben Seni Nasıl Unutabilirim..

Bana hatırlanmak güzel şey diyorsun. Biliyorsun ki sadece unutulanlar hatırlanır . Ben seni hiç unutmadım ki.. Nerde olursan ol ,benden uzak olman farketmiyor ,seni unutmam mümkün değil. Nasıl mı ? Bak anlatayım dinle ... Her gördüğüm resimde sen varsın, her kokladığım çiçekte sen kokuyorsun, her yediğim yemekte senin tadın var ,her seste seni duyuyorum... ben seni nasıl unutabilirim ki.. Bu kalp seninle atıyor,damalarımda dolaşan kan senin renginde ,ciğerlerime çektiğim hava sensin, nefes alışverişlerimde senin ismin var ... ben seni nasıl unutabilirim ki .. Hayallerim seninle ,sevimcim sensin, rüyalarımda hep sen varsın ,sabah dualarım dizdize seninle , beni uyandıran güneş senin parlaklığında... ben seni nasıl unutabilirim ki .. Gündüz işim sensin ,kalemim senin göz renginde yazar , beyaz sayfalar senin yüreğini hatırlatır , okuduğum her şiir seni anlatır... ben seni nasıl unutabilirim ki.. Akşam soframdasın , beni kana kana doyuran bardağımdasın, gece ayışığım ,yol gösteren yıldızımsın, odamdaki zifiri karanlığımsın... ben seni nasıl unutabilirim ki .. Bedendeki ruhum,candaki cananımsın , bitmez neşem , mutluluğum , muhabbet dostum ,dinlediğim şarkım, dert ortağım, sadık arkadaşımsın... ben seni nasıl unutabilirim ki.. Başımdaki ağrıda sensin ,ağrı geçsin diye içtiğim hapta sensin, bir yarım değil bedenim sensin , geçmişim geleceğimsin, sevdiğimsin , sevgilimsin... düşünsene ben seni nasıl unutabilirim.. BEN SENİ NASIL UNUTABİLİRİM ........ AMA BUNLARI SANA HİÇ SÖYLEYEMEDİM VE ASLA SÖYLEYEMEYECEĞİM....
(murat)
|
Yorum (8) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 6/8/2009 - Bir Daha Düşünelim..
Merhaba Arkadaşlar.. Aşağıdaki hikayeyi erkek yada kadın bir çoğumuzun hayatını ilgilendirdiği için paylaşmak istedim . Ailenizle mutlu huzurlu sağlıklı sevgiyle kalın.. __________________________________________________________________

Kocam bir mühendisti. Onunla sâkin tabiatını sevdiğim için evlenmiştim. Bu sâkin adamın göğsüne başımı koymak içimi nasıl da ısıtırdı…
Gel gör ki iki yıl nişanlılık ve beş yıl evlilikten sonra bu sâkinlik beni yormaya başlamıştı. Eşimin -bir zamanlar çok sevdiğim- bu özelliği artık beni huzursuz ediyordu.
İş ilişkiye gelince oldukça içli, hattâ aşırı hassas bir kadınım. Romantik anlara, küçük bir çocuğun şekere düşkünlüğü gibi can atıyorum. Oysa kocamın sakinliği, başka bir deyişle vurdum duymazlığı, evliliğimize romantizm katmaması beni aşktan almış, uzaklaştırmıştı.
Sonunda kararımı ona da açıkladım: boşanmak istiyordum. Şaşkınlıktan gözleri açılarak 'niye?' diye sordu. 'Gerçekten belli bir sebebi yok' dedim, 'sadece yoruldum.' Bütün gece ağzını bıçak açmadı. Düşünüyordu. Bu hâli ise hayal kırıklığımı daha da artırmaktan başka bir işe yaramıyordu: işte, sıkıntısını dışarı vurmaktan bile aciz bir adamla evliydim. Ondan ne bekleyebilirdim ki!
Sonunda sordu: 'seni caydırmak için ne yapabilirim?' Demek ki söyledikleri doğruydu: insanların mizacı asla değiştirilemiyordu. Son inanç kırıntılarım da kaybolmuştu. 'İşte mesele tam da bu' dedim. 'Sorunun cevabını kendin bulup kalbimi ikna edebilirsen kararımdan vazgeçebilirim.' 'Diyelim dağın tepesinde bir uçurum kenarında bir çiçek var. O çiçeği benim için koparmak, düşüp vücudunun bütün kemiklerinin kırılmasına, hattâ ölümüne mâl'olacak. Bunu benim için yapar mısın?' Yüzümü dikkatle inceledi ve 'Sana bunun cevabını yarın vereceğim' dedi. Bu cevapla son ümidim de yok olmuştu.
Ertesi sabah uyandığımda evde yoktu. Boş bir süt şişesini mutfak masasının üzerine koymuş, altına da bir not bırakmıştı. 'Sevgilim' diye başlıyordu, 'O çiçeği senin için koparmazdım' Kalbim yine kırılmıştı. Okumaya devam ettim:
'Çünkü her zaman yaptığın gibi bilgisayarın altını üstüne getirip çökerttikten sonra monitörün önünde ağladığında, onu tekrar düzeltebilmem için ellerime ihtiyacım var.'
'Anahtarları her zaman evde unuttuğunu bildiğimden, senden önce eve varabilmem üzere koşmam gerektiğinden bacaklarıma ihtiyacım var.'
'Arabayı kullanmayı çok sevdiğin halde şehirde hep yolu kaybettiğinden, yolu gösterebilmem için gözlerime ihtiyacım var.'
Sâdık arkadaşının her ayki ziyaretinde sebep olduğu, karnındaki krampları rahatlatabilmem için avuçlarıma ihtiyacım var.'
'Evde oturmayı sevdiğinden, içe kapanıklığını dağıtmak, can sıkıntını hafifletmek üzere sana şakalar yapabilmem, hikâyeler anlatabilmem için ağzıma ihtiyacım var.'
'Sabahtan akşama kadar bilgisayara bakmaktan gözlerinin bozulması kaçınılmaz olduğundan, yaşlandığımızda tırnaklarını kesebilmem, saçlarında -görülmesini istemediğin- beyaz telleri ayıklayabilmem, merdivenlerden aşağı inerken elini tutabilmem, çiçeklerin renginin - gençliğinde senin yüzünün rengi gibi olduğunu söyleyebilmem için gözlerime ihtiyacım var.'
'Ama seni benden daha fazla seven biri varsa, evet o uçuruma gidip, o çiçeği senin için koparırım bir tanem.'
Baktım, mektuptaki yazının mürekkepleri yer yer dağılıyordu. Göz yaşlarım mektuba düşüyordu. 'Mektubu okuduysan ve kalbin ikna olduysa lüften kapıyı aç canım. Çok sevdiğin susamlı ekmek ve taze sütle kapıda bekliyorum.' Koşarak kapıyı açtım. Endişeli bir yüzle ve ellerinde sıkıca tuttuğu susamlı ekmek ve sütle kapının önündeydi. Artık çok iyi biliyordum: beni ondan daha çok kimse sevemezdi. O çiçeği uçurumun kenarında bırakmaya karar verdim.
******************************* Bu gerçek aşktı.
İlk yıllardaki heyecanlar içinde görmeye alıştığımız aşkın, seneler sonra o heyecanlar kaybolup gittiğinde, huzur ve durgunluk içinde de hep var olmaya devam ettiğini göremeyebiliyoruz.
Oysa aşk hep vardır. Belki artık heyecansız, belki artık romantik değil... Belki sıkıcı, tekdüze, hatta belki yüzsüz... Ama hep oralarda bir yerdedir.
Çiçekler ve romantik dakikalar ilişkinin başlaması için elbette gereklidir. Bir zaman sonra bunlar gitse de gerçek aşkın sütunu ebedi kalır.
Hayat tam da böyle bir şeydir...
|
Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 5/8/2009 - Berat Kandili..
Hadislerle Berat Kandili
Ebu Hüreyre Radıyallahu And’dan rivayet edildiğine göre: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem efendimiz şöyle buyurmuştur: —“Şaban ayının on beşinci gecesinin ilk vaktinde Cebrail (a.s) bana geldi; şöyle dedi: —“Ya Muhammed, başını semaya kaldır. Sordum. —“Bu gece nasıl bir gecedir? Şöyle anlattı: —“Bu gece, Allah-u Teala, rahmet kapılarından üç yüz tanesini açar. Kendisine şirk koşmayanların hemen herkesi bağışlar. Meğer ki, bağışlayacağı kimseler büyücü, kahin, devamlı şarap içen, faizciliğe ve zinaya devam eden kimselerden olsun. Bu kimseler tövbe edinceye kadar, Allah-u Teala onları bağışlamaz.
Gecenin dörtte biri geçtikten sonra, Cebrail yine geldi ve şöyle dedi: "Ya Muhammed başını kaldır. Bir de baktım ki, cennet kapıları açılmış. Cennetin birinci kapısında dahi bir melek durmuş şöyle sesleniyor: "Ne mutlu bu gece rüku edenlere. İkinci kapıdan dahi bir melek durmuş şöyle sesleniyordu: "Bu gece secde edenlere ne mutlu". Üçüncü kapıda duran melek dahi, şöyle sesleniyordu: "Bu gece dua edenlere ne mutlu." Dördüncü kapıda duran melek dahi şöyle sesleniyordu: -"Bu gece, Allah'ı zikredenlere ne mutlu". Beşinci kapıda duran melek dahi, şöyle sesleniyordu: "Bu gece Allah korkusundan ağlayan kimselere ne mutlu." Altıncı kapıda duran melek dahi, şöyle sesleniyordu: "Bu gece Müslümanlara ne mutlu." Yedinci kapıda da bir melek durmuş şöyle sesleniyordu: "Günahının bağışlanmasını dileyen yok mu ki, günahları bağışlansın. Bunları gördükten sonra, Cebrail'e sordum: "Bu kapılar ne zamana kadar açık kalacak? Şöyle dedi: "Ya Muhammed, Allah-u Teala, bu gece, Kelp kabilesinin koyunlarının tüyleri sayısı kadar kimseyi cehennemden azat eder."
_______________________________________________
Bu mubarek gecede dulardan unutulmamak dileklerimizle Rahmetle Kalın..
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 18/7/2009 - Hayal Oyunları..
 Hayatımda ayrı bir anlam taşıyorsun, görmesemde seni , tutmasamda elini hayatımı dolduruyorsun. Seninle mutluluğu yaşıyorum , sanırım aşkın acısını çekiyorum ama aşığım diyemiyorum .. Özlüyorum seni ,olduğun zamandada olmadığın zamandada , hasretin yakıyor beni ,bir yarım sanki eksikmiş gibi, ama ben buna aşk diyemiyorum.. İstiyorum seni ,olur olmaz zamanlarda , gözlerine baksam dursam , yüreğine aksam dursam , imkansızlıklar bırakmıyor yakamı, ne senle nede sensiz olabiliyorum ama ben buna hala aşk diyemiyorum.. Aşkı tarif et deseler bana sanırım seni tarif ederdim . Gözleri gibi alıcı ,yüreği gibi yakıcı, yüzü melekler gibi , acıdaki güzelliği onda görün derdim galiba ?? sohbetini özlüyorum , yazı yazmanı ,yorumlar katmanı, kafamı karıştırmanı ,seninle ya herşey güzel geliyor bana .. Hayatımı bir kaç kelimeyle değiştirdin ya ,ne eskideyim nede yenideyim ,sende kayboldum ama ölmüşümde diyemiyorum.. Kalemle kağıt arası bi yerlerdeyim , yazar gülerse gül açacak, ağlarsa zaten mürekkep dağılacak.. Heyecanımsın yüreğimdeki tıpırtı ,seni sahiplenmekle kaybetmek arasında bir korku var üzerimde . Ne senle olmaya dermanım var nede sensiz kalmaya takatim .. Senleyken çocuklar gibi şen olduğuma bakma ,her gidişin hüznün hikayesini yazıyor gözyaşlarımla yüz çizgilerime .. Normal değil bu biliyorum , anlatsam deli derler bana ,deli dediklerinden korkmuyorum ,beni deli olarak kabul etmeyeceklerinden korkuyorum .. Beni senden başka kim anlar yar... Zaten sende normal değilsin.. Biliyor musun deliliğinide özlüyorum.. Gözlerim yollarda kalıyor ,bir ses bir nefes bekliyorum saatlerce bazen günlerce .Beklemekte güzeldir derler ama ya o zamana seni görecek gözlerim kalmazsa, !! bundanda korkuyorum. Zaman içinde hayal oyunları oynuyorum , gah beyaz atlı prens ,gah fakir ama gururlu genç oluyorum. Ya sen , hiç değişmiyorsun her karede aynısın, olduğun gibi , saf masum temiz , daha güzel bir sıfata sokamıyorum seni ,bu doğallığın en güzel halin ,daha güzelini hayal edemiyorum..Bir gün, evet bir gün tecelliyi göreceğime inanıyorum .Belkide o tecelliyi arıyorum.. artık ne yazdığımı bilmiyorum ve susuyorum..
(murat)
|
Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 11/7/2009 - Titanic'e Farklı Bakış..

Merhaba Arkadaşlar .. Herkese sağlıklı mutlu neşeli bir haftasonu dilerim . Dün bir arkadaşımla konuşurken çok güldüğüm bir olayı sizinle paylaşmak istedim .. Geçen gün tv de yayınlanan bilmem kaçıncı defa seyrettiğimiz titanic filmi ile ilgili .. artık jack in rose un ne dediklerini bile ezberledik .. konu bayanların bu filme karşı özel ilgi göstermesi ve erkeklerin hala bunu anlayamaması :)) erkeklerin görsel olarak seyrettiği filmi bayanların duygusal olarak izlemesi :) tartıştığım kişide bir bayan olunca tam bir karmaşa yaşandı diyebilirim . Son sahnelerde jack donupta suyun dibini bulurken hıçkırıklarını tutamıyorlarmış :) diyor ki arkadaşım ," orda keşke jack de bir kapı bulsaydı onun üstüne çıksaydı" :)) o zaman donmazmış ölmezmiş :) yaww zaten rose un çıktığı tahtanın ki bu kapıymış onada dikkat etmişler, iki kişilik yer vardı , olmasa bile küçük antika arabanın içine sığan zihniyet o kapının üstüne zaten sığardı :))) .. ( burda parantez açmak gerekirse aşırı uç bir gurubun ,zaten o arabanın içinde bişeyler olmasa gemi buzdağına çarpmazdı demesinide yadırgamıyorum ) ..:)) ahh jack le rose neler yaptınız nelere maloldunuz haberiniz var mı :)) .... Anlamadığım bir kısım ise orda onu seyreden her bayanın kendini rose un yerine koyup ,onun duygularını paylaşması ,iyide o gemide sanki bir tek rose mu var .çaycısı çorbacısı temizlikcisi yok mu ,onlar sevemezmi onlar aşık olamazmı :) onların hayatı neden kimseyi ilgilendirmiyor gibi bir saçma yorumda yapılabilir :). Eee biz erkeklere gelince biz kendimizi nereye koyalım filmi seyrederken jack olmaz o kadar yakışıklı değiliz . işin aslı öyle bir adamın nişanlısıyla çıkacak kadar cesurda değiliz :) o olmaz. Rose un nişanlısı hiç olamayız ,aslında adam haklı olduğu halde filmin en kötüsü :)) nişanlısını başkasına kaptırmamak için uğraşan bir adamdan daha ne beklenir ki :) ama konu gereği sabırlı davrandı . Allah esirgesin biz olsak jack i direk vurur ve geminin buzdağına çarpmasına engel olurduk :)) neyse kaptanın yerine koysak kendimizi o kapasite yok . belki buzdağlarına çarpmazdık ama okyanusta kaybolur açlıktan ölürdük :) ı ıh hiç biri olmadı ,olsak olsak orda kömür atan işçilerden olurduk, ehh orda kömür atan işçininde yukardaki rose la jack in aşklarına bakış açısı nasılsa bizdende çok fazla bişey beklenemez kusura bakmayın :) ama eğer görsel olarak bakacak olursanız filme, yiğidi öldür hakkını yeme ,mükemmel bir yapım olmuş ,tek kelimeyle muhteşem ... eh bazen böyle geyikte olacak :) kusura bakmayın :) İşin şakası bir yana ,sevmek sevilmek güzel duygu , tatmadım ama sevgili yoluna ölmekte güzeldir eminim. Kim olursak olalım ,mutlu olalım mutlu kalalım . Sevgiyle Kalın.. :) (murat)
|
Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 6/7/2009 - Eşler Arasında Problemler..
Merhaba Arkadaşlar.. Bu gün biraz eşler arasındaki problemlerle ilgili sizinle hasbihal etmek istiyorum.. Bakıyorumda önemli bir sorun olmaksızın yeni evlisinden tutunda kırk elli yıllık evlilere kadar eşlerin nerdeyse % de 90 ı birbirinden şikayetci . ve malesef sizde yakın çevrenizden şahitsinizdir ,bir çok boşanmaya tanık olmuşunuzdur.. peki nedir bu şikayetler ? bir sürü şikayeti sıralamaya gerek yok .Genelleme olarak alırsak ilgisizlik !! Neden dövenleri ,eve gelmeyenleri , içki içip eziyet edenleri , çalışmayanları, kumar oynayanları , yemek hazırlamayanları , çamaşır yıkamayanları görmeyizde eşim bana eskisi gibi değil deyip hemen suçlamaya kalkarız . eee yaşıyoruz hayatımızda bazı tatlı anları yaşarız ve geçer ,nasıl artık istediğimiz halde çocuk bahcesinde oynayamazsak ,bazı şeyleride istediğimiz halde yapamayabiliriz . Biz görevimizi yapmakla mesuluz ,önce biz görevimizi yapacağız , ondan sonra eşimizi sorgulayacağız .Zaten kendi görevlerimizin telaşına düştüğümüz zaman eşimizin neyapması gerektiğini ne yapmaması gerektiğini nerde anlayış göstermemiz gerektiğini kendiliğimizden çözüyoruz. Bir nevi empati .. Her insan hayatının her devresinde sevgi ilgi şefkat ister . Evlenmeden önce anne babası kardeşi arkadaşıdır, evlendikten sonra ise herşeyi olan eşinden bekler bir çok şeyi , ama cicim ayları tabir ettiğimiz günler geçtikten sonra yakınmalar sızlanmalar gün geçtikce çoğalır . Eski aşk, romantizm kalmamıştır gibi gelir . Sabahaları saçını taramaya üşenen eş , diğerinin traşıyla uğraşır :) artık birazda sevgisizlik girerse araya ,nerde kötü huy varsa onları görürüz . Aslında biraz daha mantıklı bakabilecek olursak o kişiyle en özel anlarımızı yaşadığımızı ve en özelimizi paylaştığımızı unutmamalıyız . Düşünmek lazım ailemiz yakın çevremiz bizim yanımızda yalnızca onu kabul etmiştir . çocuklarımızın babası yada annesidir ,bu bile yeter bazen sevmeye. Tabiki bazen ne yaparsanız yapın olmuyor , acı gerçek kaçınılmaz oluyor . aslında eşler kendilerinden kurtulmuş olsalarda olan yakın çevreye ve çocuklara oluyor . Tabi biribirine yada kendine zarar verecek kadar bir sıkıntı varsa uzatmanında gereği yoktur , hele çocuklarda varsa gelecekte çocuğun psikolojisi bakımından bazen bu hal kaçınılmaz olur.,yinede imkanları ve sınırları zorlamak gerek diye düşünüyorum . Biraz fedakarlık ve saygının bir çok problemi ortadan kaldıracağına inanıyorum . Ufak sorunları büyümeden konuşmayla, olmazsa fedakarlıkla çözebileceğimiz kanaatindeyim. Çünkü herkesle konuşulmuyor. İllaki bir tarafın tamam demesi gerekiyor ,rahat için iç huzur için tamam diyen biz olabilmeliyiz bazen .Birde şu var ki evelden ayıptı günahtı şuydu buydu diye insanların çoğu cehalet yüzünden sorunlarını paylaşamazlardı ve aile içinde olumsuzlukta olsa sineye çekilirdi. ama şimdi yakın arkadaşına bile anlatamadığı sorunu internetten arayıp cevap bulabiliyor . Gerçi internet çıkalı boşanmalar daha hızlandı ama neyse konumuz bu değil ,kısaca üstünde durmak gerekirse , arayış içine giren eşler bir kaç süslü sözü başkasınını ağzından duyarak kendini hatırlıyor ,o anki heyecan tamam ama hastalansa parasız kalsa yada bir ihtiyacı olsa kendine eşinden başka yardım edecek kimse yoktur ,bunun bilincinde olmaya gayret edelim inş. Bunları söylerken ben süperim ,süper bir eşim demiyorum . Hepimizin hataları var ve bazen ok yaydan çıkıyor ,önemli olan ateşe körükle gitmemek, haklıyım haksızsın davasını bazen bir kenara bırakıp zamanı ertelemek ,sonra konuşalım diyebilmek ,Hepimiz iyi biliriz ki ne zaman öfkeyle iş yaptık sonrasında hep pişman olduk .Mutlaka herşeyin kötü yanları varsada illaki iyi yanıda vardır ,eşlerimizdede bu iyi yanı görmeye çalışmak bizim için en doğru yol olacaktır. Yazıma Peygamberimizin bir hadis-i şerfiyle son veriyorum . SEvgiyle sağlıkla mutlukla Kalın ...
(Kadının cihadı, kocası ile iyi geçinmektir.)
(Kadın, beş vakit namazı kılar, orucunu tutar, kendini yabancılardan korur ve kocasına muti olursa, Cennete girer.)
(Kocası razı olduğu halde ölen kadın Cennete girer.)
(Kocasına muhabbet gösteren, çocuk doğuran, öfkelendiği an veya kocası kendine kızdığı zaman, kocasını razı edinceye kadar uyumayan kadın Cennetliktir.)
(Kadınların haklarını yerine getirme husûsunda Allâh’dan korkunuz! Zîrâ siz onları Allâh’ın bir emâneti olarak aldınız)
(Sizin en hayırlınız, ehline (eşine ve çocuklarına) en hayırlı olanınızdır. Ve ben de ehline karşı en hayırlı olanınızım)
(Mü’minlerin îmân bakımından en olgunu ve en hayırlısı, hanımına karşı en hayırlı olanıdır ) buyurmaktadır.,Peygamberimiz s.a.v.....
ve nisa suresi 19. ayette şöyle buyuruyor Rabbimiz: " hanımlarınızla güzel bir şekilde geçinin; çünkü onlardan hoşlanmıyor olsanız bile, olabilir ki hoşlanmadığınız bir şeyi Allah büyük bir hayra vesile kılmış olabilir."
_______________________________________________________
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 2/7/2009 - Kendin Olmak..
Merhaba Arkadaşlar .. Dün gizemli arkadaşımla telefonda konuşurken , yeni blogdan konuştuk biraz . İşleri nedeniyle bir müddet netten uzak kaldığını ama hala beni takip ettiğini ,yakında geleceğini söyledi. Kendi yazılarınada yer vereceğinin müjdesini verdi :) ehh acele işin 6 ay müsadesi var derler bizde , bizimde acele işimiz olmadığına göre varın gerisini siz hesap edin :) Murat72 den bu blogda hiç bahsedilmeyeceğini söylemiştim ama dün arkadaşım bir konuda haklı olarak uyardı . murat72 inin sanal çapkınlığını değil ama içindeki ruhu buraya yansıtmasını istedi :) kendimi çok kastığımı yazmak yada yayınlamak istediklerimi yanlış anlaşılır düşüncesiyle yayınlayamadığımı düşündüğünü söyledi .kendin ol dedi bana .. % yüz hak verdim :) evet güzel bir aşk şiir yada yazısını okuduğum zaman , o anda duygusal olarak ister yaşayım ister yaşamayım onu tereddüt etmeden yayınlardım , ama şimdi gelen okuyan ne düşünür yine benim bişeyler yaşadığımımı düşünür diye her başladığım yazı taslak olarak arşivlerde kaldı . ama arkadaşım bunun böyle olmayacağını murat72 nin ruhunun buraya yansımasını istedi . Yaramaz şımarık belki ama, kötü olmayan murat72 nin buraya katkıda bulunmasını istedi ve doğal olmamı ,içimden nasıl geliyorsa ona göre hareket etmemi rica etti. kendisine teşekkürediyorum . Tabiki değiştim ve değişmem gerekiyordu bu kaçınılmazdı .Bu yine böyle devam edecek .Asla eski yaramazlıkları yapmayacağım, bu konuda tevbe ettim , yinede Rabbim benide, bu yazıyı okuyan kimseyide nefsimizin eline bırakmasın. Rabbim denetmesin. Bizler aciz kullarız ve hataya meyilliyiz . Demek istediğim bundan sonra buranın açılış ruhuna dokunmadan her türlü yazıya bazen alıntı bazen doğaçlama olarak yer vereceğiz . zaten beni tanıyan tanıyor ,hakkımda olumsuz düşünecekler varsada bunu yorumlarında belirteceklerdir . yapıcı eleştiriye her zaman açık olduğumu zaten bilirsiniz :) İnşaAllah herşey daha güzel olacak , ben sizlerle geldim buraya kadar, giden gitti kalan kaldı . giden derken ya bir ya iki oda işleri yüzünden ,kimseyle olumsuzluk yaşamadım :) kimse murat unuttu sanmasın inanın bir aydır yada daha fazladır ya bloglara giremiyorum yada yorum sayfalarına ,daha dün niyetlendim dostları ziyarete ,bir kişiye yorum yaptım sonra birdaha giremedim .tabiki insan bekliyor .özellikle özel dostlarından güzel bişeyler :) Evet bir kez daha yazmam gerekirse hatırlatma babından, murat eşini , yani çocuklarının annesini çok seviyor ve eşinden başka kimseyle bişey yaşamıyor ama denk geldikce bu sayfada aşkada romantizmede yer olacak :) Sevgiyle saygıyla kalın..
(murat)..
|
Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 29/6/2009 - Acıda ki Hikmet..
Merhaba Arkadaşlar .. Daha önce başımıza gelen bir takım sıkıntıların sebeplerinden ve hikmetlerinden bahsetmiştik . Ama aşağıdaki bir arkadaşımın gönderdiği alıntı yazı bunu çok güzel özetlemiş; buyrun birlikte okuyalım . Sevgiyle ve mutlu Kalın..
________________________________________________________
Yaşlı kadın, bir antika dükkanından aldığı yüzyıllık fincanı özenle salon vitrinine yerleştirdi. Fincanın biçimi, üzerindeki işlemeler, renkler onun bir sanat eseri olduğunu söylüyordu. Ödediği fiyatı hatırladı; hayır, hiç de pahalıya almamıştı.
Hayranlıkla fincanı seyretmeye devam etti. Derken, birden fincan dile geldi ve kadına şöyle dedi;
“Bana hayranlıkla baktığının farkındayım. Ama bilmelisin ki, ben hep böyle değildim. Yaşadığım sıkıntılar beni bu hale getirdi.
Kadın şimdi hayret içindeydi. Önündeki kahve fincanı konuşuyordu!
Kekeleyerek: “Nasıl? Anlayamadım?” diyebildi yaşlı kadın.
“Demek istiyorum ki, ben bir zamanlar çamurdan ibarettim ve bir sanatkâr geldi. Beni eline aldı, ezdi, dövdü, yoğurdu. Çektiğim sıkıntılara dayanamayıp:
“Yeter! Lütfen dur artık!” diye bağırmak zorunda kaldım.
Ama usta sadece gülümsedi ve; “Daha değil!” diye cevapladı beni.
“Sonra beni alıp bir tahtanın üzerine koydu. Burada döndüm, döndüm, döndüm. Döndükçe başım da döndü. Sonunda yine haykırdım:
“Lütfen beni bu şeyin üzerinden kurtar. Artık dönmek istemiyorum!”
Ama usta bana bakıp gülümsüyordu:
“Henüz değil!”
“Derken beni aldı ve fırına koydu. Kapıyı kapayıp ısıyı arttırdı. Onu şimdi fırının penceresinden görebiliyordum. Fırın gitgide ısınıyordu. Aklımdan şöyle geçiyordu: Beni yakarak öldürecek”
Fırının duvarlarına vurmaya başladım. Bir taraftan da bağırıyordum:
“Usta usta! Lütfen izin ver buradan çıkayım!”
“Pencereden onun yüzünü görebiliyordum. Hala gülümsüyor ve “Daha değil!” diyordu.
“Bir saat kadar sonra, fırını açtı ve beni çıkardı. Şimdi rahat nefes alabiliyordum, fırının yakıcı sıcaklığından kurtulmuştum. Beni masanın üstüne koydu ve biraz boyayla bir fırça getirdi.
“Boyalı fırçayla bana hafif hafif dokunmaya başladı. Fırça her tarafımda geziniyor ve bu arada ben gıdıklanıyordum.
“Lütfen usta! Yapma, gıdıklanıyorum!” dedim. Onun cevabı ise aynıydı: “Henüz değil!”
“Sonra beni nazikçe tutup yine fırına doğru yürümeye başladı. Korkudan ölecektim. “Hayır! Beni yine fırına sokma, lütfeeen!” diye bağırdım.
Fırını açıp beni içeri iteleyip kapağı kapattı. Isıyı bir öncekinin iki katına çıkardı. “Bu sefer beni gerçekten yakıp kavuracak!” diye düşündüm. Pencereden bakıp ona yine yalvardım, ama o yine “Daha değil!” diyordu. Ancak bu defa ustanın yanaklarından bir damla gözyaşının yuvarlandığını gördüm.
“Tam son nefesimi vermek üzere olduğumu düşünüyordum ki, kapak açıldı ve ustanın nazik eli beni çekip dışarı çıkardı. Derin bir nefes aldım, hasret kaldığım serinliğe kavuşmuştum. Beni yüksekçe bir rafa koydu ve usta şöyle dedi:
“Şimdi tam istediğim gibi oldun. Kendine bir bakmak ister misin?”
Ona “Evet” dedim.
Bir ayna getirip önüme koydu. Gördüğüme inanamıyordum. Aynaya tekrar tekrar baktım ve “Bu ben değilim. Ben sadece bir çamur parçasıydım.”
“Evet bu sensin!” dedi usta. Senin acı ve sıkıntı diye gördüğün şeyler sayesinde böyle mükemmel bir fincan haline geldin.
Eğer seni bir çamur parçası iken üzerinde çalışmasaydım, kuruyup gidecektin.
Döner tezgahın üstüne koymasaydım, ufalanıp toz olacaktın.
Sıcak fırına sokmasaydım, çatlayacaktın.
Boyamasaydım, hayatında renk olmayacaktı.
Ama sana asıl güç ve kuvveti veren ikinci fırın oldu.
Şimdi arzu ettiğim her şey var üzerinde.”
Ve ben kahve fincanı, şu sözlerin ağzımdan çıktığını hayretle fark ettim:
“Ustam! Sana güvenmediğim için beni affet!
Bana zarar vereceğini düşündüm.
Beni benden fazla sevip iyilik yapacağını fark edemedim.
Bakışım kısaydı, ama şimdi beni harika bir sanat eseri yaptığını görüyorum.
Benim sıkıntı ve acı diye gördüğüm şeyleri bana verdiğin için teşekkür ederim…
Teşekkür ederim.”
* * * * * *
Usta fincanı, yaratıcı insanı şekillendirir. Yeter ki acı da ki hikmeti görelim....
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 20/6/2009 - Bunları Biliyor muydunuz ...
Merhaba Arkadaşlar.. Hayatta azda olsa dikkat edeceğimiz bir kaç hareket ,bizi nelerden koruyor bakar mısınız? ve en aşağıda yazdığı gibi , bunu sünnete uyalım diye yaparsak hem dünyamızda bir takım sıkıntılardan kurtulduğumuz gibi ,hemde yüce peygamberimizin şefaatlerine nail olma ihtimalimiz var . Zaten Rabbim bizi affetmek ,peygamberimizde şefaat etmek için fırsat arıyorlar . Belli mi olur bu yazıyı okuyan bir arkadaş dahi dikkat etse bir kaç hususa , belki benimde, bu yazıyı bana gönderen arkadaşımında affına vesile olur . SEvgiyle Rahmetle Kalın..
BUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ ? • Yemeğe tuz ile başlanırsa beyin tarafından gönderilen bir uyarı sayesinde, midede mukus denilen sindirimi kolaylaştırıcı bir tabaka oluşturduğunu ve midenin sindirime hazırlıksız yakalanmasını önlediğini… • Yemek yerken yerde oturarak sol ayağı katlayıp sağ ayağı karna çekerek oturulup yenildiğinde, su ile doldurulmuş balon şeklinde olan midenin çıkış kısmını kapatarak yenilen gıdanın tam sindirilmeden bağırsaklara kaçmasını önleyeceğini ve mide dolunca da doygunluk hissi vererek çok fazla yemeden kalkılacağını… • Yemek yerken yemeğin ortasında su içildiğinde içilen suyun yenilen gıdaların sindirilmesine, gerekli vitaminlerin emilmesine katkıda bulunduğunu ve midede doygunluk hissi vererek az yemeye vesile olduğunu… • Oturularak ve en az 3 yudumda içilen su, dil ve ağız bölgesinde daha fazla duraksadığından tükürük bezleri için gerekli olan suyun emilimini artırıp anti bakteriyel ve antioksidan etkiye sahip tükürüğün salgılanmasını artırarak ağız ve diş sağlığına katkıda bulunduğunu.. • Uyurken sağ yana dönüp yatıldığında solda olan kalbimizin daha rahat çalışmasına neden olarak, kalbi yormadan dinlenmiş bir vaziyette kalkılabileceğini… • Tuvalete girerken sol ayakla ilk adım atıldığında kaygan olan zeminde ayağın kayması durumunda sola göre daha güçlü olan sağ ayağın düşmeyi engelleyerek vücudu dengelediğini.. • Banyo yaptıktan sonra ayaklara soğuk su dökmenin kan dolaşımını hızlandırıp sıcak sudan dolayı genleşmiş olan damarların içindeki kanın aktivasyonunu artırarak tansiyon düşüklüğünü önlediğini ve savunma mekanizmasını güçlendirdiğini… • Kesintisiz uyunan uzun gece uykularının, damarlarda vazodilatasyona neden olduğunu, uyku ortalarında kalkıp el yüz yıkamak (ör: abdest almak) az yorucu egzersizler yapmanın (ör: teheccüd namazı) vazodilatasyonu engellediğini ve daha zinde kalkılabileceğini… • Bütün bunların, 1600 sene evvel Peygamberimiz (sav) in yaptığı ve ümmeti için de tavsiye ettiği sünnet-i seniyyeler olduğunu...
BİLİYOR MUYDUNUZ ?
|
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 9/6/2009 - Neden Biz..

Hayatın bazen bize acımasızca oyunlar oynadığını düşünürüz . Bir hastalığa bir kazaya bir musibete içten içten isyan eder ,bir anda tersyüz olan hayatımızı anlamaya çalışırız. Cana gelmesin mala gelsin deriz ama yerine göre 5 kuruşumuzu dahi feda edemeyiz.. hani onu biz kazanmıştık ya !! işte mesele burda bitiyor aslında anlayan insan için ... Herşeyin elimizde olduğunu düşünürüz , kazanırken biz kazanırız ama başımıza gelenlerden hep başkaları sorumludur . Alanın Allah olduğunu düşünürüzde ,verenin o olduğunu nedense kulak arkası yaparız . Peki neden verir neden alır bunu irdelermiyiz hiç ?? sadece elimizdeki maddiyattan bahsetmiyorum . sağlığımız neden bozulur başımıza kaza neden gelir huzurumuz neden kaçar ?? Bunun bir çok sebebi varsada ,önce bizim kurallara uyma sorunumuzdan meydana gelir .. geçmişte yaptığımız bir hatadan dolayı olduğunu pek düşünmek istemeyiz . Peki öyle temiziz ve kurallara öylesine uyan bir insanız ki hala bir takım sorunlarımız var .. Düşünmemiz gereken konu, böyle olmasaydı ne olacaktı ? Basit bir örnek vermemiz gerekirse ,yolda tekeri patlayıp duran ve bunu değiştirmek zorunda kalan bir şahsın ilerde kocaman bir tırın altından kurtulmasını göz önüne alırsak o tekerin patlaması bir kaza mıdır yoksa kendisine bahşedilmiş bir hayat mıdır ??? Hep böyle düşündüğüm için yada kurallar dikkat eden bir insan olarak konuşmuyorum , tabiki insanız ve yaşadığımız sürece hatalarımız olacak ,önemli olan her olayda bir ders alıp ne olursa olsun bu güne kadar bahşettiği o kadar güzellikleri hatırlayıp hamdi şükrü elden bırakmamaktır. Peki kimin için ? Allah bizi daha çok sevsin diyemi ? hayır yine kendimizi için .. O'na yapılan bir teşekkürün yine bizlere nimetler sağlıklar mutluluklar olarak geri döneceğini düşünebilmeliyiz , ve tanımadığımız halde birbirimizin gıyabımızda dua edebilmeliyiz .Yarın huzuru mahşerde birimiz bir rahmete mazhar olduğu zaman ,olaki cennet yolu açılırsa "Ya Rabbi falan dostum benim için dua etmişti ve bana cennet yolu açılmasında onun duası sebep olmuştu " diyerek onunda affedilmesine ve birlikte cennete girmesine bile sebep olabiliriz ... Sevgiyle duayla sağlıkla mutlulukla kalın ... (murat)
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
|
|
|