gerçeğe hasret

• 25/11/2009 - Kurban Bayramı..

Kategori: bayram

 

 

Kuran'ı Kerimde  Hac Sûresi’nde (22/37) “Kurbanların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşacaktır. Allah’a ancak sizin takvanız ulaşır.” buyruluyor  . Kurban kesen kesemeyen herkes burda nefsini ,kötü isteklerini ,aşırı arzu ve heveslerini , mal hırsını Allah yolunda kurban ederse çok daha takvaya uygun olur . Birbirimize dua edelim ve bayramı sadece et yemek için uygulanmış bir program olarak görmeyelim ..Dualarımızda kısada olsa birbirimize yer verelim. Muhakkakki birbirimizi tanımadığımız halde yapılan, gıyabımızda karşılık beklemeden yapılan dualar en makbul dualardandır.  Kurban bayramımız mubarek olsun arkadaşlar .. 

Sevgiyle Kalın..

 

 

 

..

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 12/11/2009 - Aşk'ın Binbir Hali..

Karanlık aşk resimleri

 Aşktır bu; şiirler söyletir ,yazılar yazdırır , resimler çizdirir. Yaşamak istediğini hayallerde bile yaşayamayan ,kalemle kağıt arasında yaşarda yaşar..Sevmek sevilmek güzel şeyde herşey peri masallarındaki gibi olmuyor .. Evet aşık olup mutlu olmak için o kadar neden varken, neden mutsuzluğu seçeriz . Sanırım mutsuzluğu değilde severken yanlış kişiyi seçiyoruz . Ehh aşk bu ,eğri doğru kişi dinlemiyor ki.. Aşkın gözü kör derler ama ,aşık olanında gözünde bir sorun olduğu kesin, Satılık sevgi var mı demiş arkadaşım, olmazmı ama karşılığında can istiyor :) sevgi verdikce içinizden bişeyler koptuğunu herkes biliyor ama itiraf edemiyor .
  Yüreğimizde kopan fırtınaların sebebini kimse bilmiyor , İşte bu gün bu zaman, işte şimdi deyip cesaretini topladığın anda ,yüksekten atlama cesaretini toplayıp vazgeçtiğin andaki bir rahatlık vucudunu sarıyor ... Tamamen kaybetmektense , arada sırada selamını alıp sohbet etmeyi tercih eder bazen insan , bazende herşeyi boşverip itiraf etmek ,belirsizliğe adım atmak ister.. Belirsizliğe adım atmak belki heyecan verir insana ama sonuçları her zaman iyi olmaz .Ben yinede ana yolda kalmayı tercih ederim . Bu bir kumardır ama hayatın ne olduğunu kumarbazlar bilemezler , çünkü hep kasa kazanır. Kumardan zengin olanı ben tanımıyorum .Milli piyangodan bile para kazanaların sonu sefillik olmuştur . Kumar oynamak yerine çalışmak ve uygun zamanı kollamak en güzeli diyorum. Maddi anlamda demiyorum bunu sadece ,siz anlıyorsunuz ...
  Aşk herzaman başa gelmiyor. Geldiği zaman doya doya yaşamak gerekiyor . Gizlememeli haykırmalı hatta diye düşünenlerde var.. Bence korkmalı aşktan , Aşk insanı kendi kimliğinden bile çıkarıyor . Mantıklı düşünemiyor ,sağlıklı kararlar veremiyor . Kaybetmektense gizlemeyi tercih edenlerdenim bende ..Hayat kısada olsa mademki aşkta olacak bir denizi bir bardağa sığdırmak hiç mümkün değil ,bırakalım denizin adı deniz kalsın..

 Aşkı öyle güzel tanımlamış ki bir arkadaşım," Ask,sevgili olmaktir,tek olmaktir bir bedende ,vazgecmektir herseyden, ve izdiraba talip olmaktir karsilik beklemeden... ASK ALMADAN VERMENIN,VERDiKCE YUCELMENiN BUYUMENIN ADIDIR..." demiş . Ne güzel söylemiş .Göğsünde şeref madalyası gibi taşıdığı aşkını anlatmış . Evet böyle bir değerin bedeli ne olursa olsun yaşanması gerekir diye düşünüyorum.. Aslında genel kaide olarak aşık olan değilde aşık olunanı merak edilir . Görseler aşık olunanı bintane değil milyon tane yorum çıkar karşımıza . Nesimiye sormuşlar yarin ile hoş musun ? hoş olayım olmayım o yar benim kime ne ... demiş .Kimse kimsenin gözüyle bakamazki değil mi ?.
  Aşkı yaşamak her yüreğin harcı değildir de ,inanın öyle er kişinin harcıda değildir. Nasıl deyim, sanırım doğuştan aşk ruhuna ve aşk acısına dayanacak kuvvetli bir yapıya sahip olmak gerekir. Aşı olmak vardır ya , yarı canlı mikroplar zerkedilir vucuda.. her gördüğüne aşık olup ,bağışıklık kazanan bir insan daha sonra gerçek aşkı görünce acısını dahamı hafif atlatır acaba ?.. Yok be bunun her biri ayrı bir virüs :) Bilirsiniz ne zaman başınıza gelse ,bir öncekine benzemediğini ,bunu değişik olduğunu söyleriz..Eyy korkusunu yaşamasıda güzel olan aşk! neden hep iyi insanlara bulaşıyorsun??
  Hayatın o kadar kısa olduğunu aşkın bu kısa hayatta yasak olmaması gerektiğini ama mantıkla hareket ederek ulaşılmazlık yada imkansızlık söz konusu isede aşktan feragat edilmeli hatta dilenmemeli bile diyen üstadlarda varki; katılmamaktan saygı ile önünde eğilmekten başka çare yoktur.. Bu durumlarda içinizi kalemle kağıttan başka kime dökebilirsiniz ki ...Hepsi bir arada çok zor oluyor değil mi . üçü birarada yani.. çikolata yada şampuan değil bu . Doğru kişi ,doğru zaman ve doğru mekan hep bir tarafı eksik kalıyor.. Bu eksiklikler gün geçtikce bizi biraz daha korkutuyor . aşka olan inancımızı her gün biraz daha törpülüyor . Acabalarla temeli atılan aşklar en hafif depreme bile dayanamıyor .. 
  Filofobikmişim ben , yeni öğrendim :)
"O da ne." demeyin. Filofobi, yüzlerce fobiden biri... "Aşık olmaktan korkma" anlamına geliyormuş.. Bence çağın hastalığı yada çağın tedavisi ne dersiniz ? Korkalım ki bu işin gerçekten hakkını verebilecekler yaşasın ,korkmadan yılmadan.... Gerçek aşkı yüreklerinde yaşayanlara selam ediyorum ..
 Uzun sözün özü; Aşka aşık olmak gerek ,yada maşuktaki tecelliyata ....
 Sevgiyle Kalın..

 

(murat)

 

`,,,, Aşkı anla(t)maya çalıştığım bu yazının mimarı "korkuyorum " adlı şiirime yapılan yorumların sahipleridir..Yorumları okurken bir anda kendimi sizinle sohbet ederken buldum ve bunu yazıya dökmeye karar verdim . Kusur ettimse affola .,,,,,



..

Yorum (8) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 10/11/2009 - Ölüm Var, Çünkü..

 

 Ölüm soğuktur , ürkünçtür ilk algılamayla, şartlanmışlıkla, öğrenilmişlik ve öğretilmişlikle böyledir..yakinen yaşadığında ölüm olgusunu, üşür insan, buz keser hayata geçmişine, geleceğine, hatıralarına hayallerine..An da durmuştur onun için..varsa yoksa kayıp duygusu, çaresizlik, acı, hüzün, yas ve hepsinin kapsayan bir anlamsızlık duygusu..Ne de saçmadır hayat, ne de anlamsız böyle..Kardeşim benim kardeşimdi,babam benim babam, ananem de benim ananemdi...benim..Ama ölmesine dahi engel olamadım...Ne de acımasızdır hayat ben daha ölümün soğuk yüzüyle yüzleşmeye hazır değildim..Hazır değildim sarsılmaya, sessiz ve aciz kalmaya,kalakalmaya öylece..Hatta kaybetmeye hazır değildim böylesine..Ne kadar geç olsa da ölen için hala onunla yapılacak birşeylerimiz, geçireceğimiz vakitler, paylaşacağımız türlü şeyler vardı…

 Aslında insan kendi ölümüyle yüzleşmektedir kaybettiğini düşündüğü her yakınından sonra..Ölüm kavramı her zaman soğuktur da insana, aklına getirmek istemez insan, uzak tutar onu kendinden, Hakk’ın uzak tuttuğu ölçüde çevresinden..Bir türlü düşünmek istemez bunu da Peygamber der insanlığa “Ağız tadını bozan ölümü çokça hatırlayınız”..Yine de bigane kalırız bu söze, düşünürüm der geçeriz ya da yüzeysel düşünürüz ama öyle ya biz daha genciz ve yapacaklarımız var, hayallerimiz var, koca bir ömür var önümüzde..Öyle ya ölüm yaşlılara özgüdür, hatta yaşlılar bile daha yaşlılara, asırlıklara atfeder ölümü..ama malumdur hepimize ki uzak tutsak da bu düşünceyi bilincimizden, hasıraltı etsek de ölümün ne yaşı vardır, ne vakti, ne de kontratı…Ansızın geliverir çoğunlukla.. Yaradan’ın sevgili kuluysak, belki uzak yakınlarımızla yaşarız bu duyguyu ilk ki olabildiğince hassaslaşalım bu kavrama ve kararınca duyarsızlaşalım..Önceliklerimizi, öfkelerimizi, hırslarımızı, anlaşmazlıklarımızı, arzularımızı gözden geçirip dengeye oturtalım..Her ne kadar kendi ölümümüzün suyunun suyu olsa da bu uzak ölümler, zamanla ölüm halkası daralır ve dünyanın merkezi olarak sembol edilen “Ben” e odaklanır…Esasında ne kadar soğuk görünse de ölüm bize ısınır böylece ve biz ölüme ısınırız ki bizi hırslarımızdan, tamahkarlıklarımızdan, nefsani arzu ve zaaflarımızdan arındırdığı, kalbimizi yumuşattığı, bize hayatın anlamını sunduğu için...Ürperten soğukluğunun aksi gibi pişirip olgunlaştırmasını bizi, hayret ve ibretle müşahede ederiz..ve yakınlaştıkça bu fasit daire, ölmeden önce ölmenin sırrına derece derece vasıl oluruz..ve şükrederiz bu halet-i ruhiyeyle ölümü duyumsayan ve ona göğsünü açan müminler olarak hayatımıza anlam kazandırdığı, bize yaşama sevinci kattığı için..Öyle ya ölümü çıkarsak aradan hayatta keyfekeder ne kalır ki geriye..Tuzsuz salata yenir, salçasız yemek…ama ölüm kreması olmayan bir hayat pastasından kimse tatmak istemez esasında..

 Beka yurduna inananlar için ölüm bir vuslattır, düğün gecesidir, can kuşunun kafesinden kurtularak özgürlüğe kanat çırpmasıdır. Elbette ki hüzün hakkımız ve bize insan olmamız hasebiyle bahşedilen nimetlerin en haslarındandır..ki sağlıklı bi matem süresinin yaşanması, ölünün ardından elzemdir, süreci değerlendirip yeniden hayata motive olmamız adına..Alemlerin Efendisi ki hayatın, ölümün müsebbibi, alem varlığına mebni yaratılmış Peygamberimiz, oğlu İbrahim’in ölümüne döktüğü gözyaşlarına şaşıran ve ölüme dökülen gözyaşını yadırgayan ashabınca “ Sen Peygambersin, sen de mi ağlıyorsun?” şeklinde bir soruyla karşılaşınca “ Kalbi olan hüzünlenir” demişti..ve yine eklemişti; ”Eğer bu dünyadan ahirete intikal edenler için ahiret bir vuslat yurdu olmasaydı bu hüznümüzün sonu olmazdı, ama yine de hüzünleniyoruz”..Bu da insan olmanın getirisi, kalbin zekatı herhalde..Ölümü bir son, bir kesinti değil de bir uykudan uyanış olarak gören inancımızla, anlayışımızla ruhumuz okşanır. Bu anlayış bizi Rahman ve Rahim’ in kulları olduğumuz ve onun merhametinin her şeyi kuşattığı gerçeğiyle buluşturur. Ne güzel buyurmuş Mevlana: "Ölüm günümde tabutum yürüyüp gitmeye başladı mı, bende bu cihanın gamı var, dünyadan ayrılığıma tasalanıyorum sanma; bu çeşit şüpheye düşme. Bana ağlama, yazık yazık deme. Şeytanın tuzağına düşersem işte hayıflanmanın sırası o zamandır. Cenazemi görünce ayrılık ayrılık deme. O vakit benim buluşma ve kavuşma zamanımdır. Beni kabre indirip bırakınca, sakın elveda elveda deme; zira mezar cennetler topluluğunun perdesidir. Batmayı gördün ya, doğmayı da seyret. Güneşe ve aya batmadan ne ziyan geliyor ki? Sana batmak görünür, ama o, doğmaktır. Mezar hapis gibi görünür ama o, canın kurtuluşudur. Hangi tohum yere ekildi de bitmedi? Ne diye insan tohumundan şüpheye düşüyorsun? Hangi kova kuyuya salındı da dolu dolu çıkmadı? Can Yusuf'u ne diye kuyuda feryad etsin? Bu tarafta ağzını yumdun mu, aç öte tarafta…”

 O’na aidiz, hayatı veren onu alacağı saati de belirliyor taa ezelden.. Ama yüreğin türlü halleri var..Sabretme ve kabullenme erdemleri, Müslüman ismine liyakaten teslimiyyet, tevekkül halleri nefs ve şeytan ittifakının hışmına uğrarken; isyan, küfür, direnme, uzun süren matem ve hayatın anlamsız, Yaratıcının acımasız olduğuna dair içimizde var olan nefsani ve şeytani vehimler, haller, kriz durumlarını kollayan isyan yetimizle tahrik edilir…İnanan kalplere düşense bu halleri tanımak ve rahmani olanla, şeytani olanı tefrik etmektir..Zor da olsa aslolan..ve bilinmelidir ki her şey zıddıyla kaimdir..

 Ezcümle, insanoğlunun mutlak kabul ettiği tek gerçek, inananlar için iman vesikası ve dahi hayatın anlamı; “ Ölüm var, çünkü hayat var!”..


(Aybars Mirza'dan alıntı)


.

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 5/11/2009 - Sevdim İşte..

Kategori: ask

Sen benim sevgimi değil, ben sana sevgimi harcadım sevgilim!
Ben seni öyle sevdim üstüne alınma sebebi sen değildin. Seni ben sevmek istedim diye sevdim! Sevmek için seni seçtim, pişman da değilim!

Ben sende, sen dâhil kimsenin göremediklerini sevdim, sakladıklarını, gizlediklerini sevdim. Ben senin sevilmeye değer bulmadığın taraflarını sevdim. Çirkinliklerini, kötülüklerini, çekilmezliklerini, bencilliğini, kinini, nefretini sevdim.


Ben senin gün aşırı başka birine dönüşmeni izlemeyi sevdim. Başka bir adama her dönüştüğünde başka bir kadın olmaya soyunup, seni bambaşka ama yine sınırsızca sevmeyi sevdim.

Ben sendeki doyumsuzluğu sevdim. Arsız çocuklar gibi “beni daha çok sev” demeni, gezdirirken parmaklarımı saçlarında, kıvrılıp, kucağımda uykuya dalmanı ve en çok da yüzünde beliren o tarifsiz masumiyeti sevdim.



Bir kâbusun orta yerinde sırılsıklam uyanıp, yüklenip korkularını, tek söz etmeden çarpıp, kapıyı gitmeni sevdim!

Gece yarıları tavana diktiğin gözlerine vakitsiz yerleşen kederi ve bir de dudak kenarlarına sinen o içsel devinimlerini görmeyeyim diye pencere kenarlarında dikilip, uyumamı beklemeni ve en çok da uyuduğumu sanıp, arka odada gizli gizli akıttığın gözyaşlarını sevdim!

Hiçbir şeyden mutlu olamayacak portresi çizerken sen, ben seni mutlu edebilme ihtimalini sevdim!

“Sıkıldım artık senden!” derken bile, yanımdan bir adım öteye gidemeyişini sevdim.

Sen ağız dolusu küfürler ederken bana, suskunluğa sığındığımda sabrımdan usanıp, çıldırıp, önüne geleni devirip, kırmanı sevdim! Hırsını alamayıp, kalbimi kırdığındaysa sarhoş olana dek içmek için dışarı çıkıp, sabaha karşı yatmadığım uykumdan beni kaldırmanı, sahil boyu tek kelime etmeden saatlerce el ele yürümelerimizi sevdim!

Şefkatim ağır geldiğinde kabadayılığa soyunmanı sevdim. Yersiz kıskançlıklarınla ve kuruntularınla zehir ettiğin geceleri bile sevdim.

Üstünde başka kadınların kokularıyla ve zafer sandığın tek gecelik kaçamaklarının vicdan azabıyla kapıma dikildiğinde seni içeri alıp, sonsuz bir merhametle sana sarıldığımda gözbebeklerinde beliren o çocuksu şaşkınlıklarını sevdim!

İçinde yanan ihanet ateşinin sıcaklığına dayanamadığında, benim de seni aldattığım yalanına kendini inandırmak için çırpındığında, vakitsiz beni sorgulamanı sevdim, en çok da aslında doğru olmaması için, içinden dualar ederken bana inanmayan gözlerle bakmanı sevdim.

Seni bıkmadan, usanmadan böylesine fütursuzca sevebildiğim için, sana olan sevgimden, tükenmek bilmeyen sabrımdan, merhametimden ve şefkatimden nefret etmeni bile sevdim!

Ben senin çevrendeki tüm o kalabalığa rağmen içini kaplayan kimsesizliğini, sahiplenmek isteğiyle yanıp, tutuştuğum sahipsizliğini, paylaşmaktan korktuğun yalnızlığını sevdim.

En çok da arınmaya çalıştıkça çoğalan günahlarını, bana duyduğun o yapay kini, apansız hortlayan, saklamaya çalıştıkça eline yüzüne bulaşan o başıboş kederini sevdim.

Ben senin beni başka kadınlarda arayışını sevdim. Bazen beni kıskandırmak, bazen kendini kandırmak için başka kadınlara gidişini, kazanmak için gittiğin uzaklardan yaralarını sarmam için yine bana dönüşünü, yalnız onlara değil, bana ve en çok da kendine yenildiğinin farkındalığında arınmak için bana sığınmanı sevdim.

Ben senin çocuksu inatlarını sevdim. Bazen neyi savunduğunu bile unutarak saçmaladığına aymanı, sana “haklısın canım” derken aslında içten içe ve sessizce haksız olduğunu kabullendiğini gizlemeni sevdim.

Ben seni şahitsiz sevdim, seni tutanaksız, belgesiz sevdim. Kafanı karıştırdı, korkuttu seni bu sevgi oysa çok basitti her şey; ben seni sevmek istedim diye sevdim!

Beni sevip, sevmemen umurumda bile değildi, ben seni sevmeyi sevdim, ben seni böyle sevebilmeyi sevdim! Ben seni hem senin yerine hem benim yerime sevdim! Ben seni her gün her gece hep başka türlü sevdim.

Benim seni sevdiğim gibi başka birinin seni sevemeyeceğini ve bunun şimdilik farkında olmadığını bilerek sevdim sevgilim! Günün birinde belki benim sevdiğim kadar başka bir kadın daha sevecek seni ama kimse benim sevdiğim gibi sevemeyecek ne yazık ki, bu da benden sana kalacak kara bir lanet sevgilim!

Sen benim sevgimi değil, ben sana sevgimi harcadım sevgilim!

Ben seni öyle sevdim üstüne alınma sebebi sen değildin. Seni ben sevmek istedim diye sevdim! Sevmek için seni seçtim, pişman da değilim!
Seni sevmem için varlığına ihtiyacım yok çünkü ben seni sana rağmen sevdim!

 

(alıntı) aslında taslaktı ama blogcu sağolsun taslaklarıda yayınlayınca düzenleyemeden yayınlamak zorunda kaldım. Sevgiyle kalın..

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 4/11/2009 - Korkuyorum..

Bende Bundan Korkuyorum

Güneş gibi doğuşuna,
Gülen gözlerle bakışına,
Yaralı yüreğimi yakışına,
O asaletli duruşuna,
Aşık olmaktan korkuyorum..

 

Bu gün nasılsın deyişine,
Yürekten gelen sevgisine,
Bir başka bakan gözlerine,
Cana can katan sözlerine,
Aşık olmaktan korkuyorum..

 

Bana değer vermesine,
Dertlerimi hissetmesine,
Dostluktan öte sevgisine,
Sadece benle ilgilenmesine,
Aşık olmaktan korkuyorum..


Onu kendime yasaklasamda,
Haykırmak yerine sussamda,
Aşık olma hakkım olmasada,
Hayatımda ilk, belki son defa,
Aşık olmaktan  korkuyorum..


(murat)


.

Yorum (14) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 28/10/2009 - Bana Biraz Gülermisin ..

  

 Merhaba gülen gözlü arkadaşım!

 Dudağındaki tebessümü kaybetmemişsin daha. Ne güzel dünyaya gülen gözlerle bakabilmek ve insanlara tebessümler saçabilmek senin gibi.

 Biliyorum, üzülüyorsun donuk gözlerle karşılaşınca... Ne yapalım arkadaşım! Herkes senin gibi olamaz... Aslında bütün insanlar senin gibi olmalı. Bilseler bir tebessümle neler yapabileceklerini. Bir çocuğun gözlerindeki ışıltıyı, bir tebessümle nasıl görebileceklerini, sıkıntılarla dolu bir insana nasıl dünyaları verebileceklerini bilseler... Gülen gözlerin buzları nasıl erittiğini, kalpleri nasıl birleştirdiğini bilseler, eminim onlar da senin gibi olmak isterlerdi Ve sevgi saçıyorsun gülen gözlerinle arkadaşım.
  Sıkıntılarla dolu bir insana, nasıl dünyaları verebileceklerini bilseler ve gülen gözlerin buzları nasıl erittiğini, kalpleri nasıl birleştirdiğini bilseler, eminim onlar da senin gibi olmak isterlerdi. Sevgi saçıyorsun gülen gözlerinle arkadaşım. Saf ve hiç beklentisi olmayan bir çocuk gibi...

 Hayır arkadaşım! Sevgi,sadece sevgiliye duyulmaz. Sevgi evrenseldir Hiç kimse altın yığınları gibi kasasına kilitleyemez onu, Onun yeri kalplerdedir Onun yeri bir bahçıvanın ellerindedir, sevgi tohumları saçabilmek için... Evet,sevgi her yerdedir Yeter ki sen onu bulmak iste. Sevgiyi bulmak kolay, zor olan onu elinde tutabilmekte.

 Unutma arkadaşım! Sevgiyi duyabilmekle de is bitmiyor. Sevgiyi göstermek de gerekiyor. Hayat kısa arkadaşım, bugün olan yarın yok! Sevgiyi göstermek beklemeye gelmez, yarın çok geç olabilir. Elindekini kaybetmeden kıymetini bilmeli. Simdi koş sevdiğinin yanına.. Önce ona gülen gözlerle sımsıcak bir gülümse ve "seni seviyorum" deyiver, içinden gelen en sıcak sesinle Bu senin gibi bütün canlılara karşı sonsuz bir sevgi duyan bir insan için hiç de zor değil.. Bu yalnızca, yüreğinin buz kapladığını zanneden insanlara biraz zor gelecekte. Ama onlar da senin gösterdiğin cesareti gösterdiklerinde, kalplerinde sevgi kıpırtılarını hissettiklerinde ve ağlamayı öğrendiklerinde, inan her şey onlar için ve bütün insanlar için daha güzel olacak.

Hayat çok kısa arkadaşım ve bu dünyadaki hiç bir şey kırılan kalplere değmez 

alıntı 

(bu yazıyı bana okuyan arkadaşıma teşekkür ederim :) )
 

Yorum (8) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 23/10/2009 - Yol Hikayeleri.. 2

 


   Yolculuğun henüz başında sayılırdım .Araba tamamen kontrolümdeydi direksiyonu ne tarafa çevirirsem o tarafa gidiyordu ,gaza bastığım zaman gidiyor frene bastığım zaman duruyordu.Hakimiyetin bende olması ,bende garip bir sevinç uyandırmıştı. Aile olsun iş hayatı olsun ,yada çevre baskısı yüzünden zaman zaman baskı altında olmak bilinçaltı bir boşluk yapmış demekki ,arabanın üstünde tek hakim olmak mağrur bir komutan edası veriyordu bana . Ellerim direksiyona hakimdi,beynimde ellerime; ya beynime kim hakimdi ? Orda durdum , daha fazlası zihnime yorgunluk verecekti .
 
  Gözlerim kadrana takıldı , arabayı benim kullanmama rağmen ordaki ikaz lambaları herhangi bir aksaklık olduğunda haber verecekti . Benzin bitiyor ,yağ eksildi , suyu azaldı gibi . Hakim olduğumu sandığım şeyin demekki bütününe hitap edemiyordum yada içini bilemiyordum . Hayattada böyle değilmiydi çok güvendiğimiz kimselerin ,yada sahibi olduğumuz, hükmettiğimizi sandığımız kişilerin bazı tavır ve davranışları karşısında hayret ve dehşete düştüğümüz olmuyormuydu ? Önceden yalan söyleyen insanın yüzü kızarırdıda ,kadrandaki gibi sinyal verirdi, şimdi insanlar yalanda hilede aldatmada öyle ustalaşmışlarki kimseyi tanıyamıyor bilemiyorsun gibi düşüncelerle giderken yol çizgileri bana yardımcı oluyordu ,sollanacak ,şerit değiştirelecek yada değiştirilmeyecek yerleri ok işaretleri ile mecburi istikametleri gösteriyordu.

  Karşıma yine sınırlar çıkmıştı ,yol çizgi sınırları; o sınırları aşarsam asla hedefime varamayacaktım.Yol üzerinde köyler kasabalar geçiyordum ,bir çoğu tam hayalimdeki yaşamak istediğim yerlerdi , ama oralara takılırsam gideceğim yere asla ulaşamazdım . Zaman zaman hayatımdaki duraklar aklıma geldi, yaşamımdan kesitler , bana vadedilen güzel yaşamlar, tıpkı bu güzel manzaralı köyler gibi ,o an sınırı aşmış olsaydım geçici olarak mutluda olabilirdim ama bu günkü huzurlu hayatımı asla bulamazdım . Demekki öyle her güzel görünene kanmayacakmışım. az daha ilerde vakti geçmekte olan namazı kılmak için duracak uygun bir yer arıyordum .Sanırım bir hayırsever yada yakın civardaki köylüler tarafından yaptırılan küçük bir mescit vardı yol kenarında .Çeşme şırıl şırıl akıyor önündeki havuzdan sırtına çalı yüklenmiş merkep su içiyordu .
  
  
  Arabayı sağa çekerek durdum ve selam verdim selamımı alan köylü o çook eskiden bildiğimiz gülecen köylülerden değildi . Ya yaşam şartları onlarıda bezdirmişti yada artık afedersiniz ukala şehirlilerden bıkmışlardı .Soğuk tavrından olacakki fazla konuşma ihtiyacı hissetmemiştim .Direk çeşmeden abdest alıp mescide girdim .namazı kılıp çıktığımda köylü kapıya yakın bir yerde oturmuş sanki beni bekliyordu . Bir şeyler diyecek diyemiyor gibiydi ,yaşca benden küçüktü. Biraz daha samimi bir tavırla " buralardan mısın? arkadaş" dedim. Önce merkebe baktı sonra bana baktı " beni evliya çelebi sandın heral " dedi gülümseyerek . Gaf yaptığımın farkına varmıştım , oralardan olmasa sırtında çalı yüklü merkebiyle ne işi vardı o çeşme başında .. ama bu cevabı hoşuma gitmişti demekki hem akıllı hemde zeki bir şahısla karşı karşıyaydım. Toparlandım " kusura bakma " dedim " tanışmak konuşmak için söyledim, belli ki buralısın , hangi köydensin ?"
" Şekerli " dedi kısaca ." Sizin köyde pancarmı çokmu olur ki adı öyle olmuş " dedim . "hayır" dedi " bilakis bizim köyde pancar yetişmez " .dikkatimi çekmişti ,altından entresan bir hikaye çıkacaktı sanki .. "peki " dedim " neden öyle olmuş?" devam etti " zamanında ihtiyar heyeti toplanmış köyün adı şumu olsun bumu olsun diye tartışırlarken bir ihtiyar çerçi gelir köye artık kimdir necidir bir daha gören olmamış ama bir hikaye anlatmış ve hep dilden dile dolaşır durur, anlattığı hikaye şu; bir zamanlar bütün tatlılar toplanmışlar helvası hoşmerimi baklavası sütlacı v.s. vs. şeker başkanlık ediyormuş toplantıya .demişki hepinizi tatlısınız ama hepinizi tatlandıran benim demiş itirazı olan varmı ? hepsi haklısın doğrusun adlarımız ayrı ama tatlarımız bir demişler , kenarda duran tatlılardan biri hiç sesini çıkarmıyormuş ,öylece dinliyormuş .şeker ona sesini yükseltmiş demişki herkes beni tasdiklediler ama sen sesini çıkarmadın bir itirazınmı var . itirazım yok demiş ama bir sorum var .sor bakalım demiş şeker.. hepimizi sen tatlandırdın ama seni kim tatlandırdı ben bunu merak ediyorum deyince şekerin dili boğazına kaçmış... artık ihtiyar heyeti sorunun cevabını buldumu bilmiyorum ama gel zaman git zaman bu hikaye yayıldıkca köyün adıda kendiliğinden oluşmuş.. " 
  
 
  Beni derin bir düşünce almıştı .gözlerim dalmış bakıyordum " peki hoca " dedi ,kafasında beni bir kalıba oturtmuştu anlaşılan .yada herkese öyle diyordu . Hoş şikayetcide değildim .. " söyle bakalım balı ne yapar ?"dedi. Şaşırmıştım "!!!??? Arı " diyebildim . "peki hoca ,arıyı kim yapar " deyince ben iyice afallamıştım . ilk selamda beğenmediğim köylü beni zekasıyla yerden yere vuruyordu.Sözlerine sesini yumuşatarak devam etti " hava kararmak üzere namazı bu kadar geç vakte bırakma hoca ,vargit yolun açık olsun " boğazım düğünlenmiş konuşamamıştım. Elini sıkarak "eyvallah" diyebilmiştim sadece . Burda durmam bu köylüyle konuşmam bir tesadüf değildi. Zaten hayatta tesadüf diye birşey yoktu ...

 
  Arabaya binmiş şekerin hikayesini arıyı kimin yaptığını düşünürken hava kararmış farları açmıştım, yine hayat dedim . Farlar olmasa bu yolda ilerlemem imkansızdı ve bana ışık olanlar olmasa hayatta sürekli yanlış yollara sapardım belkide büyük kazalar yapardım .evet yolda nasıl farlar gerekliyse hayattada insana ışık olacak arkdaş eş dost yada bir hoca gerekliydi,bazende beğenmediğimiz bir köylü !!...

 
  Artık ulaşmak istediğim şehre yaklaşmıştım . Yolculuğu bir hayat kabul ettim . Doğumum, şehrin çıkışıydı. Radar levhaları , anne babamın ilk öğrettikleri bilgilerdi. Yol çizgileri , ilkokulda öğretilen ilk kurallardı. Duraklar tesisler benzinlikler, insanın evlenmesi askerliği çocuklarının olması . Eğer kötü bir yerde duraklamış iseniz bu bütün yolculuğunuzu yada bütün hayatınızı etkiliyordu değil mi ?..Havanın kararmasıda bir ibret ,insanoğlunun hayatında ki zor anları gibi . Işık olacak bir eş yada dost yoksa , sabah olması ne kadar uzun sürer..

 
  Evet hayat bir yolcuktu , bedende bir arabaydı , onu nasıl kullanmak istersek öyle kullanıyorduk .Mükafatını yada mücazatını yine kendimiz görüyorduk.Şükretmemiz gereken yer ise önümüzde bizlere mutlu yaşam reçetesini veren peygamberimiz vardı ve biz bu reçeteye uyduğumuz sürece hayat denen yolda asla kaza yapmayacak ve ahirete göre çok ama çok kısa olan bu yolda, mutlu yaşayıp, ebedi hayatada mutlu gidecektik .. Hayırlı mutlu yolculuklar dileklerimle Sevgiyle kalın....

 

 

(murat)


.

Yorum (8) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 20/10/2009 - Yol Hikayeleri.. 1

 


   Geçen haftasonu şehir dışına çıktım . Araç kullanırken bir çok şeyi düşünmeye zaman olabiliyor. Stres atmak amaçlı çıktığım bu yolculukta başka şeyler düşünmeyecek sadece yola ve çevresindekilere dikkatimi verecektim.Bu sefer farklı olacaktı ,gideceğim yere bir kaç saat sonra ulaşacaktım ama gerekirse sağa çekip manzaranın tadını çıkaracak yada yol kenarı bir kahvehaneye uğrayıp oranın halkıyla sohbet edecektim  . Daha yolculuğa başlarken şehrin çıkışındaki radar levhası dikkatimi çekmişti . Hızlı gitmemem gerekiyordu ceza yazabilirlerdi. Demekki herşeyin bir sınırı vardı ve o sınırı aşmamak gerekiyordu. İstemedende olsa geçmiş hayatımda sınırları aştığım yerler geldi aklıma ,evet ne zaman sınırı aştıysam cezasını çekmiştim ,yada Rabbimin merhametine uğramış uyarılmıştım.. Hızımı düşürdüm ,bunu cezadan kurtulmak için yapmıştım ama , aracı daha rahat kullanıyordum , kendimi biraz daha güvende hissetmiştim .
  Sağımda ekili arazilar solumda ise dağlık ormanlık bir bölge vardı . Hergün yediğim ekmeğin bu topraktan çıktığını ve soframıza gelinceye kadar ne meşekkatler çektiğini düşününce , ekmeğe biraz daha saygı hatta bütün nimetlere biraz daha saygı gösterilmesi gerektiğini kendi kendime analiz ettim .Daha sonrasında güzel yurdumda bir günde milyonlarca evet milyonlarca ekmeğin çöpe gittiğini akabinde bir çok kimsenin açlıktan kıvrandığını bazı ükelerde açlıktan ölenleri düşününce içimi derin bir burukluk sardı . Sadece ekmek değil yediğim her lokmada bir emek vardı ,paranın satın alamayacağı bu emeğin karşılığı ancak o nimete saygı göstermek ve bu nimeti bize verene hamd etmek olabilirdi ..
  Evet ilk gördüğüm radar levhası sadece yol için değildi ,hayatımızın bütün alanlarında sınırlama yapmak gerekiyordu . Bu sınırlama özgürlüğü elden almak değil bilakis özgürlüğün devamı için gerekli olan şeylerdi. O an gözümün önünden film şeridi gibi geçen hayatımda sınırları aştığım yerler aklıma geldi .Biliyordum ki bu sınır aşmaların sadece kendime zararı yoktu ,bir çok kişiyi üzmüştüm , benim yüzümden akıtılan bir damla gözyaşınin bile hesabını veremezdim . bunların hepsi dünyaya geldiğimde yada aklım erdiğinde bana gösterilen radar levhasına uymadığımdan dolayı olmuştu  Yemek yerken bile sınırı aşıyordum ve bir kaç dk sonra o midemin şişkinliğinden dolayı cezasını çekiyordum hatta aklıma o anda yemek masamın üstüne radar levhasına benzer bir resim koymak bile aklıma geldi . Acı gerçek şu ki insanın cebinden bişeyler çıkmadıktan sonra çokta çabuk akıllanmıyoruz.. sigara paketlerinin üzerinde o kadar ikaz varken hala neden içiyoruz . Hayattan bıkkınlık mı var; yoksa sermayesi olmayan bu hayatı çabuk harcama hevesinde miyiz ? derken elimin yine pakete gidip bir tane daha yaktığımın farkına sonradan vardım. 
 Benmi yolun üstünde gidiyordum ,yol mu arabanın altından kayıyordu ? bilmiyorum ama huzur veren bir yolculuk oluyordu.Az daha ilerde trafik çevirmesi vardı bir kaç araba peşpeşe sağa durmuştu benim plakamı kontrol eden polis memuru birde elindeki kağıda göz attıktan sonra , bana devam işareti yaptı . Demek ki hızlı gelsem sağa çeken araçlardan biride ben olacaktım .sınırları aşmamıştım ve çok faydasını görmüştüm , birincisi arabam daha az yakıt tüketmişti ,ikincisi cezadan kurtulmuş param cebimde kalmıştı, üçüncüsü strese ve kaza riskine girmeden bazı şeyleri düşünerek güzel bir yolculuk yapmıştım.. Bunu hayatımdada uygulamalıyım diye aklımdan geçerek yola devam ettim...
  Yolculuk devam ediyordu . bu yazıda devam edecek; şimdilik hoşcakalın .. SEvgiyle Kalın.. 



(Murat)


  
 


Yorum (8) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 9/10/2009 - Gerçek Mutluluk..




   Bu gün sabah evimden çıkıp işime gelirken, cuma günün verdiği bir feyizle olacak sanırım biraz daha felsefi düşünmeye çalışıyordum . Hayat nedir ? sorusunu sordum kendime .. Hayat ailedir ,yok iştir , yok paradır , yok yok çocuktur, olsa olsa sevgilidir . Kafamdan yüzlerce cevap geçiyordu ama oturan bir cevap hala denk gelmemişti  . Bu düşünceler içinde arabamla yoğun trafiğin içinde ilerlerken ,kenarda yolun karşısına geçmeye çalışan bir anneyle 10 yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim bir çocuk gözüme ilişti .Belliki bir yerlerlere yetişmeye çalışan anne endişeli gözlerle trafiğin sakinleşmesini bekliyordu. Kimseye durun diyemiyor kendinden çok çocuğunu düşündüğü içinde kendini arabaların arasına atamıyordu . O sırada ayağım gayri ihtiyari frene gitti. Arkamdaki arabaların bana çarpmasını bile göze alarak bir anda  durdum . Arkamdan gelen kornalara aldırış etmeden ,elimle geçin işareti yaptım .
  Anne edebi gereği başı önünde çocuğun elinden tutarak hızla karşıya geçmeye çalışırken çocuğun  bana diğer elini sallamasıyla , gözlerim çocuğun gözlerine kitlenmişti.  Zaman o anda durmuş ,sanki yaşam ağır çekim moduna girmişti . Az önceki kendime sorduğum soru cevabını bulmaya başlamıştı.. Hayat bir çok şeydi ama gerçek mutluluk ,o çocuğun teşekküreden bakışlarındaydı . tebessümle karışık o bakışlar ,o anda içimde öyle bir mutluluk hissi vermişti ki , dünyada daha mutlu bir insan olduğunu sanmıyordum .Bedenim  koltuğun üstüne yığılmış ,ama ruhum raksetmedeydi . Bütün fani şeyler bir araya gelse o mutluluğu o huzuru bana veremezdi. 
  Erkekler ağlamaz dusturuna aykırı hareket etmemek için , gözyaşlarıma hakim olarak yoluma devam ettim . Sevinç huzur mutluluk hepsini bir anda yaşıyordum ama asıl şükretmem  gereken konu yüce Rabbimin o sırada o iyiliği bana yaptırarak  o huzuru benim içimde yaşatmasıydı ..

Hayırlı cumalar efendim . SEvgiyle Kalın 

 (murat)

Yorum (19) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 30/9/2009 - Umutsuz Aşklar..







Karşılığı olmayan sevgileri yaşamak ne zordur, kaybetmeyim diye çırpınırda çırpınırsınız . Emek verirsiniz ,sevgi verirsiniz hatta istese canınızı verirsiniz ama ,duymak istediğinizi bir türlü duyamazsınız, almak istediğinizi bir türlü alamazsınız . Yaralanırsınız ama bırakamazsınız ,sanki o acı sizede dahada güç verir . Ölmek istersiniz ama onsuz kalacağınızdan korkarsınız . Gözünüzün önünde sizi seven başklarını görmezsiniz ,büyüsüne kapılmışınızdır yalnızca o dersiniz . Koca bir sevgiyi küçücük yüreğinize sığdırmaya çalışırsınız ,sığmaz .. gözyaşı olur akar bazen ,kalem olur yazar bazen, ama içinizdeki çığlık hiç susmaz ,çocuk olur tüm gece ağlar bazen...

Çözemezsiniz ,düğümler üst üste atılır ,her gün biraz daha umutsuzluğa kapılmışken ,ufacık bir söz yeniden hayata bağlar sizi . O kadar olumsuzluğu unutur ,yeniden içinizde filizler yeşerir. Dostsunuzdur ya ,aşkı anlatırken bile dikkatli davranırsınız.. o'na sevdiğinizi haykırmak yerine, saatlerce havadan sudan konuşursunuz . Aslında havada o'dur suda .. Siz o'nu konuşursunuz , o hayatı .. Cam bir fanusa kapatılmış gibisinizdir . Siz ne kadar yakın hissetsenizde o sizden o kadar uzaktır . Sevmek hakkım değil dersiniz , ama o'nu sahiplenirsiniz .  Yalnız kalmak istediğinizi düşünür herkes ,ama siz hayalde olsa onla olduğunuz için yanınıza kimseyi istemezsiniz.

Ne kadar genç olsanızda ,ayakta durmaya çalışan yaşlı bir çınar gibisinizdir. Ben ne fırtınalar karlar yağmurlar gördüm dercesine ,ama sevgilinin sevgisi hasreti özlemi ağacı kemiren kurt gibi içinizi çoktan boşaltmıştır. Gözleriniz herşeyi anlatır ama sadece o yoldan geçenler anlar bunu. Etrafınıza neşe dağıtırsınız ,ama en son ne zaman kahkahayla güldüğünüzü hatırlamazsınız.   Yazarsınız ,çizersiniz ama sadece o'nu,  kendi kendinize inanamazsınız nedir beni bağlayan diye ,başınıza ağrılar girer düşünmekten ,ama işin içinden çıkamazsınız . uyumak istersiniz ,fakat unutmak için değil , o'nu rüyada görmek için .. ne uyuyabilirsiniz nede onu rüyada görebilirsiniz.  Yok dersiniz yanlış yoldayım olmaz dersiniz , unutmaya çalışırsınız ,ama gördüğünüz biri ona benziyordur yada bir kuşun sesi yine size o'nu hatırlatır.. Zaten aklınızdan hiç çıkmamıştır.. Ve çıkmayacaktır.....

( murat )




Yorum (12) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Hakkımda

Biz iki muhabbet arkadaşı Gizem ve Murat bu blogu kurmaya ,içinde kötülük olmayan şeyleri paylaşmaya karar verdik. Bazen kendi yazımız ,bazende güzel yazıları yayınlayacağız ,bazı kendi gönlümüzü ferahlatacağız ,bazende gönüllere derman olacağız . Tabi hepsi Allah'ın izni ve sizlerin dualarıyla .Sevgiyle Kalın..

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Blog RSS

Kategoriler

bayrak TÜRK MİLLETİ AZERİLERİN YANINDA

TÜRK MİLLETİ SİZİNLE/METEKAN/

Arkadaşlar

zero1
nergizcankul
amozonik
gozlerindesakla
S Y
pelin85
metekan
fatihinsatirlari
ecom
hikayemsin
kumtanesi2008
sehnaz62
gulnagme
kayipsehirler
sevgiliyolu
karbeyaz34
suskunbiradam
sevdabahcem34
savasciozgun
sevgidaimolsun
asiruzqar
sevgimdesin
turuncudunyam
mhtplvr
gizemm71
Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:4
| Sonraki Sayfa